8.1 Medya türlerinin pedagojik farklılıkları
Şekil 8.1.1 Ağır çekim, videonun kendine özgü, eşsiz bir özelliği midir?
Görsel: Sıvı nitrojen içerisine civanın dökülmesi: Nottingham Üniversitesi
Videoyu izlemek için görselin üzerine tıklayınız
8.1.1 Medya türleri arasındaki pedagojik farkları tanımlama
Son bölümde, medya ve teknolojinin üç temel boyutunu tanımlamıştım. Önümüzdeki iki temada, öğretim yaparken hangi medyayı kullanmaya karar vermemize yardımcı olacak bir yöntemden bahsedeceğim. Bu bölümde, medya türlerinin pedagojik farklılıklarına değineceğim. Sonraki bölümde ise öğretim amaçlı medya ve teknoloji kullanımı kararlarını verirken kullanabileceğimiz bir model veya ölçütler seti ortaya koyacağım.
8.1.2 İlk adımlar
Eğitim ve öğretimde teknoloji kullanımına ilişkin kararların içinde, öğrenme süreci ile ilgili varsayımlar yer alır. Hatırlarsanız bu kitabın başlarında, farklı epistemolojik yaklaşımların ve farklı öğrenme kuramlarının öğretimin tasarımını nasıl etkilediğinden bahsetmiştik. Bu etki de, bir öğretmenin uygun medyayı seçip seçmediğinde belirleyici olacaktır. Dolayısıyla atmanız gereken ilk adım neyi, nasıl öğretmek istediğinize karar vermektir.
Tema 2-5 arasında bu konuya detaylı olarak eğilmiştik; ancak özetlemek gerekirse, uygun medya/teknolojinin seçimi ve kullanılmasında öğretme ve öğrenme açısından sorulması gereken beş kritik soru bulunmaktadır:
- bilgiye ve öğretime dair epistemolojik duruşum nedir?
- öğretimden hangi öğrenme çıktılarını bekliyorsunuz?
- her medya/teknolojinin kendine özgü eğitsel özellikleri nelerdir?
- her medya/teknolojinin kendine özgü öğretimsel özellikleri nelerdir ve bu özellikler belirlenen öğrenme-öğretme gereksinimleriyle ne karar örtüşmektedir?
- elinizde hangi kaynaklar var?
Bu bölüm soruların dördüncüsüne odaklanıyor ancak medya türlerinin sağladığı avantajlar alternatif öğretim yöntemlerine veya hatta daha önce akla gelmeyen olası öğrenme çıktılarına işaret edebileceğinden, bu soruların arka arkaya değil döngüsel veya tekrarlayan bir şekilde sorulması gerekir. Farklı medya türlerinin kendine özgü pedagojik özellikleri düşünüldüğünde, hangi içeriğin işleneceği ve hangi becerilerin geliştirileceğine dair de birtakım değişiklikler söz konusu olacaktır. Bu nedenle, bu aşamada içerik ve öğrenme çıktılarına ilişkin kararların deneme niteliğinde ele alınması gerekir.
8.1.3 Bir medya türünün kendine özgü eğitsel özelliklerinin belirlenmesi
Farklı medya türlerinin, farklı öğrenme türleri için sağladığı avantaj, esneklik ve potansiyel de farklıdır. Öğretim sanatının inceliklerinden biri de, istenen öğrenme çıktılarına en uygun medya türünün bulunması ve birbiriyle eşleştirilmesidir. Bu ikisi arasındaki ilişkiyi önümüzdeki paragraflarda irdeleyeceğiz; ancak öncelikle, bu konuyla ilgili geçmişte yapılan araştırmaların bir özetine bakalım (örneğin bk. Trenaman, 1967; Olson and Bruner, 1974; Schramm, 1977; Salomon, 1979, 1981; Clark, 1983; Bates, 1984; Koumi, 2006; Berk, 2009; Mayer, 2009).
Yapılan araştırmalar, hangi medya türünün kullanılacağına karar verme sürecinde üç temel ögenin dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir:
- içerik;
- içerik yapısı;
- beceriler.
Olson ve Bruner (1974), öğrenmenin iki belirgin boyutu olduğunu söyler: olgulara, ilkelere, fikirlere, kavramlara, olaylara, ilişkilere, kurallara ve yasalara ilişkin bilgi edinmek ve bu bilgiyi kullanarak beceri geliştirmek. Yukarıda bahsettiğim gibi bunun da arta rda gelen sıralı bir süreç olması gerekmez. Önce becerileri belirledikten sonra geri dönüp, o becerileri desteklemek için gereken kavramları ve ilkeleri belirlemek de farklı bir çalışma şekli olabilir. Aslına bakılırsa, içeriği öğrenme ve beceri geliştirme aşamaları, tüm öğrenme süreçlerinde bir şekilde bir araya getirilir. Bununla birlikte iş teknoloji kullanımına geldiğinde, içerik ve beceriler arasında bir ayrıma gitmek faydalı olacaktır.
8.1.3.1. İçeriğin temsili
Medya türleri, farklı içerik türlerini temsil edebildikleri ölçüde birbirlerinden farklılaşırlar; çünkü enformasyonu kodlarken farklı sembol sistemleri (metin, ses, hareketsiz resim, hareketli imgeler, vb.) kullanırlar (Salomon, 1979). Bir önceki bölümde, farklı medya türlerinin farklı sembol sistemlerini bir araya getirebildiğinden bahsetmiştik. Medya türlerinin sembol sistemlerini birleştirmede kullandığı farklı yollar, farklı medya türlerinin içeriği nasıl temsil ettiğini de etkiler. Dolayısıyla bir bilimsel deneyin doğrudan deneyimlenmesi, yazılı olarak tanımlanması, televizyon kaydı ve bilgisayar benzetimi arasında fark vardır. Yani, aynı deneye ilişkin farklı türde enformasyonun iletiminde farklı sembol sistemleri kullanılmaktadır. Örneğin, sıcaklık kavramını dokunarak, matematiksel semboller kullanarak (800 santigrat), kelimeler kullanarak (partiküllerin rastgele hareketi), animasyonla veya deney gözlemi yoluyla öğrenebiliriz. Sonuç olarak sıcaklığa dair ‘bilgi’miz durağan değil gelişimseldir. Öğrenmenin büyük bir kısmı, farklı medya ve sembol sistemleri yoluyla elde edilen içeriğin zihinsel olarak bütünleştirilmesini gerektirir. Bu nedenle, bir kavramın veya bir fikrin derinlemesine anlaşılması, farklı medya kaynaklarından derlenen içeriğin bütünleştirilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar (Mayer, 2009).
Medya, somut veya soyut bilgiyi ele alma kabiliyetine göre de farklılık gösterir. Soyut bilgi, öncelikle dil aracılığıyla ele alınır. Medya türlerinin tümü yazılı veya sözlü olarak dille meşgul olsa da somut bilgiyi temsil kabiliyetleri açısından değişirler. Örneğin, televizyon soyut kavramların somut örneklerini gösterir, video somut ‘olay’ı gösterir, film müziği ise olayı soyut açıdan çözümler. İyi tasarlanmış bir medya, öğrenenlerin somuttan soyuta ve oradan tekrar somuta geçmelerine yardım eder ve onları derin öğrenmeye götürür.
8.1.3.2 İçerik yapısı
Medya türleri, içeriği yapılandırma şekliyle de birbirinden farklılık gösterir. Kitaplar, telefon, radyo, ses kayıtları ve yüz yüze öğretim türlerinin tümü, içeriği doğrusal veya sıralı olarak sunar. Bu medya türleri bazen benzer etkinlikleri temsil etse de (örneğin basılı medya türlerinde, farklı bölümler aynı anda meydana gelen olayları farklı bakış açılarından gösterebilirler), bu etkinliklerin sıralı olarak birbiri ardına sunulması gerekir. Bilgisayarlar ve televizyon, eş zamanlı olarak meydana gelen çoklu değişkenler arasındaki ilişkiyi gösterirken veya benzetimle anlatırken daha iyi iş görür. Sanal gerçeklik bunun son derece güçlü bir örneğidir . Bilgisayarlar, belirli sınırlar içinde olsa da enformasyon yoluyla dallanan veya alternatif rotaların gösterimini de yapabilirler.
Enformasyonun yapılandırılması gerektiği yerlerde, konu alanının ne olduğu önemlidir. Örneğin fen bilimleri veya tarih gibi konu alanları, içeriği disiplinin iç mantığının gerektirdiği özel şekillerde yapılandırırlar. Bu yapının çok katı veya mantıksal olması farklı kavramlar arasındaki belirli ilişkilerin veya sekansların var olmasını gerektirebilir; yapı çok açık veya esnek olursa da öğrencilerin üst düzey karmaşık materyallerle sezgisel olarak başa çıkması gerekebilir.
O zaman, medya hem enformasyonun sembolik olarak sunulması açısından hem de farklı konu alanlarında farklı yapıları ele alması bakımından çeşitleniyorsa, istenen sunum biçimine ve ilgili konu alanının baskın yapısına en uygun medya türünün seçilmesi gerekir. Sonuç olarak farklı konu alanları farklı bir medya dengesinin olmasını zorunlu kılacaktır. Bu da şu anlama gelmektedir: konu alanı uzmanları medya seçimi ve kullanımına ilişkin verilecek kararlara dâhil olmalı ve seçilen medyanın ilgili konu alanının sunumuyla bağlantılı ve yapısal özelliklerine uygun olmasını sağlamalıdır.
8.1.3.3 Beceri gelişimi
Medya türleri, farklı becerilerin geliştirilmesine yardımcı olma derecesi açısından da farklılaşmaktadır. Beceriler entelektüel, psikomotor veya duyuşsal beceriler (duygular, hisler) olabilir. Bloom’un Öğrenme Hedefleri Taksonomisi’nin (1956) Krathwohl (2002) versiyonunu kullanan Koumi (2015), Krathwohl’un öğrenme hedefleri sınıflandırmasını temel alarak metin ve video türlerinin öğrenme hedefleri üzerinde sağladığı kolaylıkları incelemiştir.
Kavrama çoğu derste beklenen entelektüel öğrenme çıktılarının en asgari düzeyidir. Bazı araştırmacılar (örneğin Marton & Säljö, 1976), yüzeysel kavrama ile derin kavrama arasında bir ayrım yaparlar. Becerilerin en üst düzeyi, kavranan yeni durumların uygulamaya konulmasıdır. Bunu yapmak içinse analiz, değerlendirme ve problem çözme becerilerinin geliştirilmesi gerekir.
Bu nedenle ilk adım, hem içerik hem de beceriler açısından öğrenme hedeflerini veya çıktılarını tanımlamak ve bazı medyaların kullanımının öğrenme çıktıları açısından yeni olasılıklara yol açabileceğinin farkında olmaktır.
8.1.4 Pedagojik zorluklar ya da benzersiz medya özellikleri?
‘Kolaylık’ veya ‘sağlarlık’ (affordance), bir nesnenin çevresinde gerçekleştirebileceği olası eylemleri tanımlamak için ilk kez psikolog James Gibson (1977) tarafından kullanılmış bir terimdir. Terim, öğretim tasarımı ve insan-makine etkileşimi de dâhil olmak üzere birçok alanda kullanılmaktadır.
O zaman bir medya türünün pedagojik kolaylıklarından veya sağlarlığından bahsettiğimizde, o medya türünün belirli öğretme amaçları için kullanım olasılıklarından bahsediyoruz demektir. Buradaki kullanım olasılıklarının, kullanıcının (yani bizim durumumuzda öğretmenin veya eğitmenin) öznel yorumuna bağlı olduğunu unutmamamız gerekir. Bazen de, bir medya türünü o türün kendine özgü özelliklerinden farklı bir şekilde kullanıyor olabiliriz. Örneğin videoyu, bir ders anlatımını kaydetmek veya ders anlatımı yapmak için kullanabiliriz. Bu anlamda, ders anlatımı ve video için en azından bir kolaylıktan bahsetmek mümkündür. Benzer şekilde, öğrenciler bir medya türünü eğitmenin düşündüğü şekilde kullanmayabilirler. Örneğin Bates ve Gallagher (1977), bazı sosyal bilimler öğrencilerinin kavramların sunumundan ziyade bilginin analizini veya uygulanmasını gerektiren belgesel tarzı televizyon programlarını tercih etmediklerini tespit etmişlerdir.
Benim gibi bazıları da kolaylık veya sağlarlık yerine ‘kendine özgü özellikler’ terimini kullanmayı yeğler; çünkü ‘kendine özgü özellikler’ terimi bir medya türünün diğer medya türleri tarafından taklit edilemeyecek belli kullanım şekilleri olduğunu ifade eder, böylelikle medya seçimi ve kullanımında daha iyi bir ayırıcı niteliğindedir. Örneğin, mekanik bir sürecin yavaş oynatımda gösterilmesini videodan başka bir medya türünün başarması imkânsız olmasa bile oldukça zordur. Dolayısıyla ilerleyen kısımlarda her medya türünün sağladığı kolaylıklar yerine o medya türünün kendine özgü özelliklerine yoğunlaşmaya gayret edeceğim. Bununla birlikte unutmamak gerekir ki medya türlerinin yorumlanması öznel ve esnek bir süreçtir ve kısa süre içinde kesin bir yargıya varmak güçtür.
İlerleyen bölümlerde, aşağıdaki medya türlerinin kendilerine özgü pedagojik özelliklerinden bazılarını tanımlamaya çalışacağım:
- metin;
- ses;
- video;
- bilgisayar ve internet;
- sosyal medya
- gelişen teknolojiler (sanal/arttırılmış gerçeklik; ciddi oyunlar; yapay zekâ).
Teknik olarak yüz yüze öğretimin de bir medya türü olarak ele alınması gerekiyor; ancak yüz yüze öğretimin kendine özgü özelliklerine ders verme biçimlerini tartıştığım Tema 10’da değineceğim.
8.1.5 Burada neyi amaçlıyorum?
Farklı medya türlerinin analizine başlamadan önce, bu bölümde ne amaçladığımız anlaşılması son derece önemli… Her ortamın benzersiz pedagojik özelliklerinin kesin bir listesini oluşturmaya ÇALIŞMIYORUM. Bağlam çok önemli olduğundan ve bilim bu tür özellikleri kesin olarak tanımlayacak kadar güçlü olmadığından, aşağıdaki bölümlerde farklı medyanın pedagojik özellikleri hakkında bir düşünme yöntemi öneriyorum. Bunu başarabilmek için her medya türünün en önemli olduğu düşündüğüm özelliklerini tanımlayacağım.
Bununla birlikte bireysel okuyucular çalıştıkları alana bağlı olarak farklı çıkarımlara varabilirler. Önemli olan nokta, öğretmenlerin ve eğitmenlerin her bir ortamın kendi konu alanlarında nelere katkıda bulunabileceğini düşünmeleridir ki bu da öğrencilerin ihtiyaçları ve konu alanlarının doğası ile her bir ortamın önemli pedagojik özellikleri hakkında güçlü bir anlayışa sahip olmayı gerektirir.
Medya arasındaki farkların bir açıklaması için aşağıdaki podcast’i dinleyin.
Podcast 8.1 Tony’nin shaggy köpek hikâyesi: dinlemek için yukarıdaki podcast’teki (41 saniye) oyuna tıklayın.
Ses ögesi, kitabın bu sürümünden çıkarıldı. Buradan çevrim içi olarak dinleyebilirsiniz: https://pressbooks.bccampus.ca/teachinginadigitalagev2/?p=197
Kaynakça
Bates, A. (1984) Broadcasting in Education: An Evaluation London: Constables
Bates, A. and Gallagher, M. (1977) Improving the Effectiveness of Open University Television Case-Studies and Documentaries Milton Keynes: The Open University, I.E.T. Papers on Broadcasting, No. 77 (out of print – copies available from tony.bates@ubc.ca)