10.5 Kampüsün geleceği
Şekil 10.5.1 Kampüsün büyüsü
Görsel: © Cambridge İleri Çalışmalar Programı, Cambridge Üniversitesi, İNGİLTERE, 2015
Kampüslerde bile her geçen gün daha fazla ders veya program çevrim içi ortama taşındıkça, yüz yüze öğretimin işlevi ve kampüslerdeki alanların kullanımı konusunda kafa yormak giderek daha önemli hâle gelmektedir.
10.5.1 Dijital dünyada yüz yüze öğretimin kendine özgü özelliklerinin belirlenmesi
MIT Dijital Öğrenme Ofisi’nin direktörü olan Sanjay Sarma MIT’nin LINC 2013 konferansında yaptığı konuşmada, kampüste yüz yüze öğretim ile çevrim içi öğrenme (ve özellikle de KAÇD’ler) arasındaki farkın belirlenmesi konusunu ele aldı. Sarma, herkese açık olan ve belirli konu alanlarında üst düzey bilgiye erişim imkânı veren KAÇD’ler ile çevrim içi deneyimden belirgin biçimde farklı olan kampüste eğitim almanın büyüsü arasındaki farktan bahsetti (Sarma, 2013).
Sarma, konuşmasında, kampüsün sahip olduğu büyüyü tanımlamanın veya betimlemenin zor olduğuna işaret etti; ancak:
- öğretim üyeleri ve öğrenciler arasında koridorlarda yapılan sohbetlerin ve tartışmaların;
- ders ve laboratuvar çalışmaları dışında da öğrencilerle yapılan mühendislik uygulamalarının;
- birbirlerine yakın öğrenciler arasında gerçekleşen informal öğrenmenin kampüsün büyüsü içinde yer aldığını söyledi.
Sarma’nın sunumunda açıkça ifade etmese de ima ettiği birkaç özellik daha vardı:
- MIT’e kabul edilen öğrencilerin düzeyi ve zaten yüksek olan kalitelerini daha da yükseğe çıkarmak için birbirlerini ‘sıkıştırmaları’;
- MIT’deki öğrenciler tarafından geliştirilen ve daha sonra hayat içinde fırsatlar sunan sosyal ağların önemi.
Laboratuvarlara kolaylıkla ve sıklıkla erişebilme, kampüste eğitim almanın en eşsiz özelliklerinden biridir.Uzaktan erişimli laboratuvarlar ve benzetim…la ilgili birçok yeni gelişme olmasına rağmen bu önemli deneyimi `uzaktan’ yaşamak kolay değildir. Kampüste romantik bir ilişki başlatma ve gelecekteki partnerini veya eşini bulma fırsatlarının önemi de yadsınamaz. Ancak kampüsün sağladığı en önemli avantaj, kişilerin gelecekte kariyerlerini ileri taşıyacak sosyal bağlantılara erişimdir (kampüs tabanlı eğitimin ‘benzersiz avantajları’ hakkında daha fazla bilgi için Etkinlik 10.2’deki podcast geri bildirimime bakınız).
Bunların gerçekten yüz yüze öğretimin kendine özgü eşsiz özellikleri mi yoksa son derece pahalı ve seçici elit kurumlara özgü kampüs deneyiminin sağladığı avantajlar mı olduğunun kararını size bırakacağım. Ben, çoğu öğretmen ve öğretim elemanı için yüz yüze öğretimin daha somut ve daha genel pedagojik avantajlarının düşünülmesi ve tanımlanması gerektiğini düşünüyorum.
10.5.2 Eşit ikame yasası
Bu arada, eşit ikame yasası olarak adlandırdığım varsayımla başlayalım: pedagojik açıdan bakıldığında birçok ders, çevrim içi yaklaşımla da yüz yüze olduğu kadar iyi öğretilebilir. Yani, konunun gerektirdiği akademik özelliklerden çok, maliyet, öğretmenlere uygunluğu, sosyal ağ oluşturma, öğretmenin bilgi ve becerisi, öğrenci tipi veya kampüs bağlamı gibi diğer faktörler, bir dersin çevrim içi olarak mı yoksa kampüste yüz yüze mi verilmesinde daha belirleyici olacaktır. Bunlar, kampüs deneyiminin ayrıcalıklı kılınması için son derece makul nedenler olarak görülmektedir.
Aynı zamanda, öğrencilerin yüz yüze veya birebir uygulamalı olarak öğrenmesinin ardında güçlü bir pedagojik gerekçenin var olduğu birtakım kritik hususlar bulunmaktadır. Diğer bir deyişle, eşit ikame yasasının istisnalarını belirlemek zorundayız. Kampüste yüz yüze eğitimin kendine özgü pedagojik özelliklerinin daha dikkatlice, en azından şimdi olduğundan daha kuramsal tabanlı araştırılmasına ihtiyaç vardır; ancak bugün itibariyle, öğrenme çıktıları açısından kampüs deneyiminin eşsizliğinin ne olduğunu tanımlayacak güçlü veya inandırıcı bir yöntem mevcut değildir. Eldeki varsayım, kampüs deneyiminin en azından bazı şeyler için daha iyi olduğudur; çünkü şimdiye kadar hep böyle olmuştur. Sanırım soruyu ters yüz edip tekrar sormak gerekir: Öğrencilerin birçok şeyi çevrim içi öğrenebildiği bir çağda, kampüste eğitim almanın akademik veya pedagojik gerekçesi nedir?
10.5.3 Çevrim içi öğrenmenin kampüs tecrübesi üzerindeki etkisi
Harmanlanmış eğitime geçişin kampüsteki öğrenme mekânlarını nasıl etkileyeceği konusunu incelediğimizde, bu soru daha da önemli hâle gelmektedir. Bu durum, bazı üniversiteler, yüksekokullar ve okullar için patlamaya hazır bir bomba olarak ifade edilebilir.
10.5.3.1 Sınıf tasarımını yeniden düşünmek
Ders anlatımlarından daha etkileşimli öğrenmeye geçtikçe, öğrenmenin gerçekleştiği mekânlar ve pedagojinin, çevrim içi öğrenmenin ve öğrenme mekânlarının tasarımının birbirlerini nasıl etkilediği konularını da düşünmemiz gerekir. Çalışmalarının büyük bölümünü çevrim içi yapabilecekken kampüse gelmeyi cazip ve yapmaya değer kılmak için kampüs etkinliklerinin anlamlı olması gerekir. Örneğin, çevrim içi çalışmaları sınıf etkinlikleriyle birleştirmek isteyeceklerini de aklımızın bir yerinde tutarsak, öğrencilerimizin kişiler arası iletişim ve yoğun grup çalışması için kampüse gelmesini istiyorsak, öğrencilerin bunu yapabilmeleri için kampüste yeterince esnek ve iyi donatılmş mekânlar olacak mı?
Aslına bakılırsa yeni teknolojiler, harmanlanmış öğrenme ve öğrencilerin dijital çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri geliştirmesi isteği, bazı öğretmenleri ve mimarları sınıf ortamını ve sınıfın kullanılma şeklini tekrar düşünmeye itmektedir.
Şekil 10.5.2 Steelcase’in etkileşimli sınıf tasarımı (© Steelcase, 2013)
ABD’de okul ve büro mobilyaları üretimindeki ünlü isimlerden biri olan Steelcase , öğrenme ortamlarıyla ilgili olarak yaptıkları kapsamlı araştırmalara ek olarak çevrim içi öğrenmenin sınıf tasarımına olan etkileri üzerine düşünmek anlamında da yükseköğretim kurumlarından kat kat ötede görünüyor. Steelcase’in eğitim araştırmaları web sitesi ve hazırlamış olduğu iki raporun (Aktif Öğrenme Alanları ve 360°: Yükseköğretimde Öğrenme Alanlarını Yeniden Düşünmek ), tüm yükseköğretim kurumlarının ve hatta ilk ve ortaöğretim kurumlarının da incelemesi gereken kaynaklar olduğunu düşünüyorum.
Aktif Öğrenme Alanları raporunda Steelcase şöyle diyor:
Formal öğrenme alanları yüzyıllardır aynı kalmıştır: öğretmene ve duvardaki tahtaya bakan dizi dizi sırayla doldurulmuş dikdörtgen bir kutu… Sonuç olarak bugünün öğrencileri ve öğretmenleri bu modası geçmiş mekânlar başarılı bir öğrenme ortamının üç kilit unsurunu yeterince desteklemediği için sıkıntı çekmektedir. Bu üç kilit unsur pedagoji, teknoloji ve mekândır.
Değişim pedagojiyle başlar. Öğretmenler ve öğretim yöntemleri çok çeşitlidir ve sürekli evrilir. Sınıflar, bir dersten diğerine ve hatta bazen aynı ders saati içinde bile değişim ister. Dolayısıyla farklı öğrenme ve öğretme tercihlerine göre kendilerini akıcı bir şekilde uyarlayabilmelidirler. Öğretmenler, bu yeni ihtiyaçlara karşılık verebilecek yeni öğretim stratejileri geliştirmeleri konusunda desteklenmelidir.
Teknoloji entegrasyonu dikkatli ve özenli bir biçimde yapılmalıdır. Bugünün öğrencileri, enformasyonu göstermek, paylaşmak ve sunmak için teknolojiyi rahatlıkla kullanabilen dijital yerlilerdir. İçeriği göstermede kullanılacak dikey yüzeyler, çoklu projeksiyon yüzeyleri ve farklı konfigürasyonlara sahip beyaz tahtalar günümüz sınıflarının önemli unsurlarından olmalıdır.
Mekân, öğrenmeyi etkiler. Derslerin dörtte üçünde sınıf tartışmaları yapılıyor, bütün derslerin neredeyse yüzde 60’ı ise küçük grup çalışmalarını içermekte ve bu yüzdeler her gün artmaya devam etmektedir. Etkileşimli pedagojiler, herkesin hem içeriği hem de birbirlerini görebileceği ve birbirleriyle etkileşim kurabilecekleri öğrenme alanlarına ihtiyaç duymaktadır. Sınıftaki her sandalye, sınıfın en iyi sandalyesi olmalıdır, olabilir de… Okullar yapılandırmacı pedogojileri benimsedikçe, “kürsüdeki bilge” yerini “yanıbaşımızdaki rehber”e bırakmaktadır. Bu öğrenme alanlarının, sınıftaki pedagojiyi ve teknolojiyi desteklemesi ve öğretmenlerin gruplar arasında gezinerek gerçek zamanlı geri bildirim sağlamasına, değerlendirme ve yönlendirme yapmasına ve akranlarıyla çalışan öğrencileri desteklemesine olanak vermesi gerekmektedir. Dikkatli ve özenli bir şekilde düşünülüp bir araya getirilen pedagoji, teknoloji ve mekân yeni aktif öğrenme ekosistemini tanımlamaktadır.
Boşluğu Yeniden Düşünmek: Yaratıcılığı Harekete Geçirme’de Steelcase Eğitim Araştırmacısı, Andrew Kim şunları söylüyor:
Yaratıcı çalışma, ekip çalışması akışını ve bilgi paylaşımını destekleyen öğrenme alanlarında en etkili olanıdır.
Şekil 10.5.4 Queen Üniversitesinin etkileşimli sınıfı Kingsto, Ontario
Sınıf alanlarının tasarlanmasında artık öğrencilerin çalışmalarını her gün artan miktarda çevrim içi olarak (ve çoğu zaman sınıf dışında) yaptığını dikkate almalıdır. Sınıf, bilgiye erişimin, bilgiyle çalışmanın, bilgiyi paylaşmanın ve göstermenin hem sınıf içinde hem sınıfın dışında yapılabilmesi için gerekli desteklerin sağlamalıdır. Nitekim sınıflar grup çalışmalarını destekleyecek şekilde mobilya ve ekipman ‘küme’leri şeklinde tasarlandığında, kümelerde bulunan elektronik altyapıyla öğrencilerin mobil cihazlarını elektrik ünitelerine bağlamaları, kablosuz internet erişimine sahip olmaları ve böylece çalışmalarını sınıf içinde paylaşılan ekranlara iletebilmeleri (sınıf Intraneti gibi) mümkün olacaktır. Sınıfta, ayrıca, öğrencilerin bireysel olarak da çalışabilecekleri sessiz alanlar olmalıdır. Öğretim üyelerine böyle bir alan kullanımı sunulduğunda, doğal olarak daha aktif öğrenme yaklaşımları benimseyeceklerdir.
10.5.3.2 Ters-yüz (dönüştürülmüş) sınıflar ve harmanlanmış öğrenmenin sınıf tasarımına etkisi
Bu sınıf tasarımları, öğrencilerin eğitimlerini nispeten küçük sınıflarda aldıklarını öngörmektedir. Bununla birlikte büyük amfilerin de ters-yüz edilmiş sınıflar gibi karma tasarımlar için yeniden yapılandırıldığını görebiliyoruz. Görsel-işitsel teknolojilerle çalışan bir şirket olan Sextant Group’tan Mark Valenti’nin (2013) şunu dediği söylenir:”Amfiler için sonun başlangıcına tanıklık ediyoruz.”
Yine de, mevcut mali koşullar düşünüldüğünde, yeniden tasarlanan bu büyük sınıflar ve amfilerdeki ders süresinin bireysel sınıflarda yapılacak küçük grup çalışmaları için kullanılacağını varsaymak mantıklı değil.(Genellikle bin kadar öğrenciye hizmet veren bu amfilerin yerine geçecek sayıda küçük sınıf bulmak söz konusu olmayacaktır). Daha küçük çalışma gruplarına göre organize edilebilen, daha sonra kolayca büyük, tek bir gruba dönüştürülebilen daha büyük alanlara ihtiyaç duyulacaktır. Bu alanlarla ilgili söyleyebileceğimiz tek şey, günümüzün amfilerinin çoğunda olan yere çakılı, dizi dizi sıraların kesinlikle bu alanlarda bulunmaması gerektiğidir.
Steelcase, aynı zamanda, öğretmenler ve öğretim elemanlarının çalışma alanları ile ilgili de araştırmalar yapmaktadır. Örneğin bir üniversite öğrenciler için veya öğrenme için bir ortak alan düşünüyorsa, neden öğretim elemanlarının ofislerini ayrı bir binaya koyuyoruz da bu genel alan için planlamıyoruz? Belki de, öğretim elemanlarının ofislerini daha açık öğretim alanları ile birleştirmeyi düşünmeliyiz.
10.5.3.3 Yatırım planları
Steelcase gibi bir şirketin niçin bu gelişmelerle ilgilendiğini tahmin etmek çok zor değil. Yukarıda bahsettiğimiz ihtiyaçlara cevap verebilecek daha yeni ve daha iyi okul mobilyalarının satışı için inanılmaz bir ticari fırsattan bahsediyoruz. Ancak, aslında sorun da burada.. Üniversiteler, yüksekokullar ve özellikle de okullar, bu yeni sınıf tasarımlarına geçecek mali kaynağa sahip değil; ki bu kaynaklara sahip olsalar bile, öncelikle aşağıdaki hususlar üzerinde dikkatlice düşünüp karar vermeleri gerekiyor:
- çevrim içi ve harmanlanmış öğrenmeye geçişin hızı dikkate alındığında, önümüzdeki 20 sene içinde ne tür bir kampüse ihtiyaç duyacağız;
- öğrenciler çalışmalarının büyük çoğunluğunu çevrim içi yapabilirken, fiziksel altyapıya yatırım yapmaya ne kadar gerek duymalıyız.
Bununla birlikte en azından sınıf tasarımında öncelikleri belirlemek için birkaç fırsatımız olabilir:
- yeni kampüslerin veya ana binaların nereye inşa edileceği veya yenileneceği;
- mevcudu kalabalık birinci ve ikinci sınıfların kullanacağı sınıfların nerede yeniden tasarlanacağı, büyük sınıfların yeniden tasarımı için belki bir prototip tasarım yapılıp denenebilir; eğer model başarılı olursa aşamalı olarak diğer büyük sınıfların tasarımı için uyarlanabilir;
- bir bölümün veya programın hem çevrim içi hem yüz yüze sınıf öğretimini birleştirecek şekilde yeniden tasarlanması söz konusu olduğunda; bu bölüm veya programlar yeni sınıf tasarımının finansmanı için öncelikli olurlar;
- eski veya yıpranmış ekipmanların yenilenmesi için yapılacak satın alımlar, sınıf tasarımlarının öncelikli konusu olmalıdır.
Burada önemli olan nokta yeni inşa edilecek veya düzenleme yapılacak sınıflara yatırımın arkasındaki itici gücün, pedagoji ve öğretim yöntemlerinde yapılan değişiklikler olması gerektiğidir. Bunun anlamı, akademisyenlerin, BT destek personelinin, öğretim tasarımcılarının ve tesislerde görev yapan idari personelin mimarlar ve mobilya tedarikçileriyle bir araya getirilmesi gerektiğidir. İkincisi Winston Churchill’in de söylediği gibi “Biz binalarımızı şekillendiririz, binalarımız da bizi”.Öğretmenlere ve öğretim elemanlarına esnek ve iyi tasarlanmış öğrenme ortamları sağlamak, onları derslerinde kullandıkları öğretim yöntemlerinde büyük değişiklikler yapmaya teşvik edecektir.
Belki hepsinden en önemlisi, kurumların kampüsteki binalarla ilgili gelecek planlarını tekrar düşünmeye başlamaları gerektiğidir. Özellikle de:
- eğer öğrenciler zamanlarının yarısını çevrim içi öğrenme ortamlarında veya ters-yüz sınıflarda geçireceklerse, ilave sınıf ya da amfiye gerek var mı?
- çok sayıda öğrencinin küçük gruplar hâlinde çalışıp sonra tekrar bir araya gelebilmesini sağlayan öğrenme alanlarımız yeterli mi?
- öğrencilerimizin ara vermeksizin çalışıp sosyalleşebileceği, kampüste bir arada çalışırken ürettiklerini saklayıp paylaşabilecekleri hem yüz yüze hem çevrim içi teknik olanaklara sahip miyiz?
- yeni öğrenme alanları inşa etmek yerine var olan alanların yeniden tasarımına mı yatırım yapmalıyız?
Açık ve net olan birşey var: Eğitim kurumları, artık, çevrim içi öğrenme, çevrim içi öğrenmenin kampüs eğitimi üzerinde olası etkisi ve hepsinden öte birçok işi çevrim içi olarak yapabilecekken öğrencilerimizin ne tür bir kampüs deneyimine sahip olmalarını istediğimiz konusunda kafa yormaya başlamaları gerekmektedir. Binalarımıza, sıralarımıza ve sandalyelerimize yapacağımız yatırımı şekillendirmesi gereken işte budur.
10.5.4 Kampüsün değişen rolü
Eğer eşit ikame ilkesini birçok akademik amaçtan ötürü kabul edersek, otobüsteki öğrenci sorusuna geri dönmemiz gerekir. Eğer öğrenciler çoğu şeyi eşit derece iyi şekilde (ve daha esnek bir öğrenme ortamında) çevrim içi olarak da öğrenebiliyorlarsa, onlara otobüse binip kampüse gelme zahmetine girmelerine değecek neler sunmamız gerekir? Çevrim içi öğrenmenin ortaya koyduğu asıl mücadele de budur işte.
Kastımız sınıfta veya laboratuvarda yüz yüze hangi öğretim faaliyetlerinin yapılması gerektiği değildir; daha ziyade bir okulun, yüksekokulun veya üniversitenin sosyal ve kültürel var olma amacından bahsediyorum… Büyük kentlerdeki üniversitelerimizde öğrenciler her gün işe gidip gelir gibi toplu taşıma araçlarını kullanarak yalnızca ders dinlemek için okula geliyorlar, derslerin arasında belki öğrenme için kullanılan ortak alanları kullanıyorlar, birşeyler atıştırıp evlerine dönüyorlar. Üniversitelerimizi ‘kitleselleştirdikçe’, ne yazıktır ki kurumun kültürel boyutunu da yitirdik.
Çevrim içi ve harmanlanmış öğrenme, bizlere kampüsün rolünü ve amacını tekrar düşünme fırsatı sağlıyor. Elbette dükkânı kapatıp her şeyi çevrim içi ortama taşıyabiliriz (muhtemelen de büyük miktarda tasarruf ederiz) ancak bunu yapmadan önce en azından nelerin kaybedileceğini araştırmalıyız.
Kaynakça
Sarma, S. (2013) The Magic Beyond the MOOCs Boston MA: LINC 2013 conference
Steelcase Education (undated) Active Learning Spaces Michigan: Grand Rapids
Steelcase Education (undated) Rethinking Space: Sparking Creativity Michigan: Grand Rapids
Valenti, M. (2013), in Williams, L., ‘AV trends: hardware and software for sharing screens, University Business, June
Etkinlik 10.5 Sınıf ortamınızı yeniden tasarlayın
1. Maksimum 40 kişilik bir öğrenci grubu için sıfırdan bir öğrenme alanı tasarlıyor olsanız, sizin ve öğrencileriniz kullanabileceği teknolojiler ve öğretim yöntemlerini de düşündüğünüzde nasıl bir öğrenme alanı tasarlardınız?
2. 200 kişilik bir sınıfınız olsa ve öğretim yönteminizi değiştirmek isteseniz, öğretiminizi nasıl tasarlardınız ve nasıl bir öğrenme alanına ihtiyacınız olurdu?
Tema 10 Önemli Noktalar
- Teknoloji tabanlı öğrenme için tamamen yüz yüze öğretimden tamamen çevrim içi programlara uzanan bir süreç bulunmaktadır. Her öğretmen veya öğretim elemanının, bir dersin veya programın bu sürecin hangi noktasında yer alacağına karar verebilmesi gerekir.
- Çevrim içi öğrenmenin güçlü ve zayıf yönlerine dair deneyimlerimiz giderek artmaktadır; ancak araştırmalara dayalı kanıtlar veya kuramlar şu anda bu kararı verebilmemiz için yeterli değildir. En büyük eksiğimiz ise çevrim içi öğrenmenin de kullanıldığı durumlarda, yüz yüze öğretimin güçlü ve zayıf yönlerini inceleyen kanıta dayalı analizlerdir.
- İyi kuramların yokluğunda ders verme biçimine karar verirken, özellikle de harmanlanmış bir dersteki yüz yüze ve çevrim içi öğrenmenin farklı kullanımları için dört faktörü dikkate alabileceğimize işaret ettim:
- öğrencilerin özellikleri ve ihtiyaçları
- öğretmen olarak tercih ettiğiniz öğretim stratejisi (yöntemler ve öğrenme çıktıları açısından)
- konu alanının pedagojik ve sunumsal gereklilikleri (içerik ve beceriler açısından)
- öğretmenin kullanabileceği kaynaklar (zaman dâhil).
- Özellikle de harmanlanmış öğrenmeye geçişte, öğrenmenin tam anlamıyla desteklenmesi için ihtiyaç duyulan olanaklar ile kampüsün kullanımını yeniden düşünmemiz gerekmektedir.